26 Haziran 2009 Cuma

Jackson


Siyah doğdu, yatık yaşadı, beyaz öldü. Vitiligoymuş alla alla...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Olur Öyle Bazen...

Leyla:Gülriz Sururi
Ali Yekta:Michael Caine(Alfred Pennyworth)
Rukiye-Roxy:Özlem Tekin
Yusuf:Bekir Coşkun(gençliği)
Ömer:Cem Uzan
Cemile:Emine Erdoğan
Konstantin:Ahmet Kaya mı sanki...?

Ana Fikir:Mal sahibi,mülk sahibi hani bunun ilk sahibi...

8 Haziran 2009 Pazartesi

Daha Da Gelmem Formula'ya

''Formula 1 ING Türkiye Grand Prix’-sini, Brawn GP’nin İngiliz pilotu Jenson Button kazandı. Kupasını Bülent Arınç’ın elinden alan Button başarısının şerefine şampanya patlattı. Hızla platformdan ayrılan Arınç da şampanya yağmuruna tutuldu. Üçüncü olan Vettel, şampiyon Button’a şampanya püskürtürken Arınç da ıslandı.'' Jenson Button, Vetel evladım sizin hiç Ergenekon'dan, dalgadan falan haberiniz yok mu? Şuurunuzu mu kaybettiniz siz? ''İçki içilmemiş bardaklarla servis yapan lokantaların'' bulunduğu bir ülkede yapılcak şey mi bu? Ya da hepsi bi yana Bülent Arınç ne alaka...

5 Haziran 2009 Cuma

Naaptın Sen #3


Güvenemem servetime malıma
Ümidim yok bu gün ile yarına
Toprak beni de basacak bağrına
Adaletin bu mu dünya...

Hadi Bakalım

Yönetim yaptı yine yapacağını, Polat ve ekibi gerek geçen sene getirdiği yabancılar gerek önümüzdeki sezon için Rijkaard tercihiyle iyi iş başardılar. Geçtiğimiz sezon tartışmasız ligin en kaliteli kadrosuna sahip Galatasaray'ı çökerten çeşitli sebeplerin en önemlisi t.direktör hatalarıydı. Geçen sene boştayken getirebilseydik keşke Frank Rijkaard'ı. Umarım bu tercih Galatasaray için 80'lerin sonundaki, 90'ların ortasındaki gibi bir milat olur... Sağlam tohumların atılıp uzun vadeli hesapların yapılması bu hamleyle gerçekleşebilir... Yolun açık olsun Frank Rijkaard

''Zülüf Dökülmüş Gül Yüze Aman'' :))

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Bir insan ömrünü neye vermeli...?

17 Mayıs 2009 Pazar

17 Mayıs Aşk & Gurur

Haydi Popescu. Haydi Oğlum! Haydi Oğlum! Goooool! Goooollll!!!

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Umut

Hepsinden çok o istiyordu...
Onu düşünmeden uyumadığı gece olmadığından belkide, düzenli olarak rüyalarına da giriyordu. Bazen uzun bir yolculuk sonunda ağaçların altında uzanırken , bazen dar yollardan geçerek ulaştığı tepelerde manzarayı seğrederken bazen de kumsalla denizin birleştiği çizgide, hafif hafif kıyıya vuran dalgalardan kaçarken uyanıyordu uykusundan... Aslında pek hatırlamasada, diğer arkadaşları gibi çok küçük yaşta sahip olmuştu ilk üç tekerleklisine... Yıllar sonra gelen ise, içinde iflah olmaz o tutkuyu başlatacak olan kırmızı bir BMX'ti. Yeni alınan ayakkabının gece yatarken başucunda olmasının yarattığı anlamsız mutluluğun yerini artık kırmızı BMX'le kurulan çok daha anlamlı hayaller alıyordu.

Günde çift vardiya çalışan bir fabrika işçisi gibi mesai harcıyordu bisikletiyle. İlk hedefi arka tekerin iki yanına monte edilmiş küçük tekerlerden kurtulmaktı.Özgürlüğe giden yoldaki o küçük yardımcılarına bir gün tahammül edebildi. Dedesinin alet çantasından aldığı anahtarla işini bitirdiğinde bisikleti ayaklığının da yardımıyla dimdik karşısında duruyordu. Artık iki tekerlek üzerinde harikalar yaratmaya ve hayatı keşfermeye hazırdı. Bu aceleciliği, birinin kabuğu kurumadan diğerinin açıldığı diz, kol hatta kafa yaralanmalarına neden oluyordu. Zincir yağlamayı, fren teli onarmayı hatta frensiz kaldığında ayağını arka tekerleğin arasına sıkıştırarak durmayı, bisikletin önünü kaldırmayı, ''kıç atmayı'' hep onda öğrendi... Bu yoğun mesaiye fazla dayanamadı kırmızı bmx, çabuk yıprandı. Parçalara ayrılan bisikletinden yeni oyuncaklar yarattı kendine, zamanla onlarda yokolup gitti... Zaten küçük gelmeye başlamıştı ona bisikleti. Pedal çevirirken dizleri direksiyona değiyor, akrobatik hareketler başarısızlığa uğradığında eskisi gibi un çuvalı tadında düşmüyor, ani vücut hareketleriyle ayakta kalıyordu.

Artık hayallerini kurduğu, o dönem hayattan en büyük beklentisi olan vitesli bisikleti istiyordu. Yaşıtları birer birer bisiklet statüsünde çağ atlarken sıranın kendisine geleceğini umuyordu hep. Hem bu ütopik varlığa sahip olan arkadaşlarının hepsinden daha iyi anlıyordu onların dilinden. Tekerleklerin maşaya, fren papuçlarının tekere sürtmemesi için en iyi ayarı hep o yapıyordu. Dişlilerden ayrılan zinciri Ferrari pit stopu hızıyla takıyor, alet edevat bulma, demircide lastik şişirip zincir yağlama konusunda da rakip tanımıyordu. Hatta elektrik işlerinin ustası arkadaşından pilleri birbirine bağlayıp, ucuna da ampulü taktıktan sonra bisiklete ışık yapmayı bile öğrenmişti.

Çocukken top kiminse maçın bitiş saatini, kimlerin oynayacağını belirleyen hep o yüce zat olur. Durum arkadaşının bisikletine binme hadisesi için de aynıdır...

Kendisi de bu süpersonik alete sahip olana kadar arkadaşlarınınkiyle idare etmeliydi. Utana sıkıla istemeler, bir dönemin ekmek kuyruklarını aratmayacak sıra beklemeler canını acıtıyordu. Bu çabalar sonunda hedefine ulaşıp pedalları çevirmeye başladığında tur için sınır ya bir elektrik direği ya da Casio F91'in uçak hızıyla geçen saniyeleri oluyordu. Bu sınırlar içerisinde pedallara var gücüyle asılıyor, maksimum hıza ulaşmak için vitesi biran önce ''Onsekize'' almaya gayret ediyordu. Çoğu zaman bu çabası gerçekleşemeden mesafe bitiyor, bisikleti ya sahibinin zalim ellerine ya da sıra bekleyen diğer arkadaşlarına bırakmak zorunda kalıyordu.

Ege sıcağında günler bu şekilde geçiyordu. Yine sabah saatlerinde tatlı sayılabilecek serinlikte başlayıp ilerleyen saatlerde alışılan sıcaklığına ulaşan gün onun için çok farklı sonlanacaktı. Herzamanki saatinde akşam yemeği yenilmiş, hava kararmış babası hala gelmemişti. Garipti ama çokta fazla üstünde durmadı bunun. Yemeğini bitirip kardeşiyle sokağa çıktı. Komşularının yeni sünnet olan çocuğuyla kapılarının önünde oynamaya başladılar.

(Herzaman ayrı bir yeri olan bu kişi an itibariyle ve olayları izleyen birkaç gün ''komşunun sünnet olan çocuğu'' mertebesinden öteye geçemezdi...)

O sırada karşıda beyaz bir araba belirdi gelen dayısıydı ve babsı da arabanın içindeydi. Araba kapılarının önünde durdu. Klasik çocuk davranışıyla arabaya doğru koştular, fakat o da ne gözlerine inanamadı, arka koltukların yatırılmasıyla büyüyen bagajda iki adet bisiklet koyun koyuna yatıyordu. Yüzünü cama dayayıp baktığında seçebildiği küçük BMX, yanında da yeşil rengiyle kocaman bir vitesli Bisan'dı. Kalbi yerinden çıkacaktı. Ne kadar yanlış olduğunu daha sonra anlayacaktı fakat çok hızlı bir şekilde mantık yürüttü küçük olan kardeşinin, büyük olan kendisinindi. Sonunda hayalleri gerçek olmuştu arabanın tavanındaki küçük ışığın yansımasıyla ışıl ışıl parlayan jantları, toz değmemiş simsiyah tekerlekleriyle süpersonik bir aracı vardı artık. Dayısı arabanın bagaj kapısını kaldırıp bisikletleri indirir indirmez binmişti bile ona ait olanın koltuğuna. Uçuyordu. Karşısına çıkan ilk engel fabrikanın yanından yolun ortasına doğru akan suydu. Bisikletin önünü kaldırarak geçti. Artık özgürce vites değiştiriyor, bir yandan da sağ tarafına doğru eğilip zincirin dişliler arasındaki hareketini izliyordu. Köyün bütün sokaklarını gezecekti bu sıcak ve uzun yaz gecesinde. Bisikletin ilk lansmanını en kalabalık yerde bilardolu kahvenin önünde durarak yaptı. Hayırlı olsunları, ooo yine iyisinleri tebessümle karşıladı.

Biran kendine gelip saatler süren turunu mahalledekileri hatırlayarak bitirmeye karar verdi. Yokuş aşağı, pedalları geriye doğru çevirerek evin yolunu tuttu. Evin önü kalabalıktı herzamanki yaz akşamlarında olduğu gibi mahallenin kadınları kapı önlerindeki kaldırımlarda oturuyorlardı. Kardeşini gördü, küçük BMX'iyle geziyordu. Arkadaşı (sünnet çocuğu), ailesi ve kendi ailesi evlerinin önünde konuşuyorlardı. Yanlarına gitti. Bisikletten inip onu arkadaşına vermesini söylediler. Arkadaşı yeni sünnet olmuştu, -bisiklete nasıl binebilrdi ki. Bunu belirterek bisikleti arkadaşının önünde ayaklığa aldı. Gülüyordu. Yüzündeki tebbessüm fazla uzun sürmedi. Konuşulanların beyninde oluşturduğu derin uğultuyla dizlerini göğsüne doğru çekip kaldırıma oturduğunda sünnet çocuğu hediyesini almıştı.

8 Mayıs 2009 Cuma

Türüt Mürüt #2



Takılcak adam değil ama taktım ben bu ismayile. Her ismail İsmayil değildir diye bi mesaj veresim var belkide:) Neyse kahraman önce Hrand Dink'e salladığı ''plan yapmayın plan'' sözleriyle gündeme geldi. Ardından İ.Melih Gö.çek için, yalakalığın el kitapçığını yazdığı seçim şarkısı... Şimdi de ''Türkiye'deki aydınlara ithafen kaleme aldığı ''şiiri''. Sizin gibi aydının 7'den 70'ini... diyerek seviye belirleme sınavından geçer not alan kahraman şöyle devam ediyor...
Sahte aydın gömleği giyenler kulak versin
Mesul diyen şu halkı yiyenler kulak versin
‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyenler kulak versin
Kıbleye karşı yaptı alayınız çişini
Sizin gibi aydının 7’den 70’ini
Hadi bakalım ismayil bu halk senden tarih çalışıp, bir Kenan Evren bir Hitler ne bileyim bir Musolini... şarkıları da bekliyor... Hadi koçum yaparsın sen...
7'den 70'iniymiş... peki...

6 Mayıs ''Yerinde Sayan Bir Ülke''

En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de devrim,O, onun en güzel yüz metresini koştu..En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak..En hızlısıydı hepimizin..İlk o göğüsledi ipi..Acıyorsam sana anam avradım olsun,Ama aşk olsun sana çocuk.. Aşk olsun !

Deniz gezmiş balıklar, bir nebze de olsa kıyı şeridine ülkemin merhem oldu...
Peki suçu neydi, suçumuz neydi...
Filmi başa sarsak bi dert, sonunu beklesek bi dert...
Olan oldu, olan yine bize oldu...

1 Mayıs 2009 Cuma

29 Nisan 2009 Çarşamba

İyi Geldi #2


23 Nisan'ı 25 yaşında doya doya yaşamak varmış. Bir gün öncesinden özel okuldan hortumlanan süslerle çiçek gibi oldu müdürümün devlet okulu. Yağmurlu havanın küçük oyunları, bizim oyunlarımızı bölmeye yetmedi. Balon patlatma, yumurta, çuval ve ilk kez ''DJ''lik denemesi yaptığım sandalyelere oturma yarışı (Adamamım Nuri'yi şikeylede olsa finale çıkarım ama kupayı alamadık:)


Köylülerle beraber 23 Nisan'ın resmi olmayan kutlamaları için ''dağlarda'' piknik hazırlıklarına başladık, daha doğrusu jet hızıyla tamamlanan hazırlıklara katıldık sadece. Jet hızıyla diyorum çünkü köy kahvesinde saz eşliğinde söylediğimiz üç-dört türkü sonunda, birazdan bahsedeceğim müthiş ziyafeti başka türlü anlatmak mümkün değil. İETT otobüsleri kadar çabuk dolan ve hemen hemen aynı hızla ilerleyen bir araç çeşidi olan traktörlerle yola koyulduk. Üstü açık, yere kırkbeş derece açıyla yol aldığımız taşıtımızla bata çıka piknik alanına ulaştık.
Yemyeşil tepelerin arasında muhtarın projesi olan yapay göletler ve fidanlıklar, hayran kalmamak ve takdir etmemek mümkün değil(Özellikle Aydın'da oturanların mutlaka görmesi gereken biyer Arzular Köyü)...Sofraların kurulması da piknik hazırlıkları kadar hızlı oldu. Menüde; sacta kızarmış (steril) tavuk, patates kızartması, kedirgen kavurması, kısır, bir aydın klasiği çingen pilavı, sütlaç, meyve, ''tencerede'' demlenmiş çay ve son olarak patlamış mısır...



Bayram sabahı çocuklara özenenler için beklenen ortam oluştu. Bir tarafta ip atlayanlar diğer tarafta uçurtma uçuranlar, balık tutmaya çalışanlar... (bu arada bir Cevat-İsmail klasiği uçurtmanın ipi yine koptu) Köyün erkeklerini de oyunlara dahil etmenin yolunu ip çekme yarışmasıyla çözdük. Balon patlatma yarışmasına iğneyle katılan abimiz ip çekme yarışında en sonda ipi beline bağlayarak tekrar sahneye çıktı. Körebe için çok geniş olan bayırı, iple bir boks ringi gibi sınırladık. Ebe olacak kişinin gözlerini bağlamak amacıyla kullandığımız şey bir başörtüsüydü...(anlık sosyolojik tespitler için güzel bir örnekti) Eğlencenin doruğa ulaştığı noktada bir teyzemizin kendini otlarla kaplı bayırdan aşağıya bırakıp yuvarlanması gün içerisinde anlayamadığım hatta tedirgin olduğum tek andı...


Dönüş yolu tepelerin üzerinden gözlerimizi manzaraya doyurarak geçti. Kısa süreli badem hırsızlığı ve su molasından sonra köye ulaştık.

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm



Bodrum 04/26
20 yıldır yapılan kesintisiz davete iştirak bu güne kısmetmiş, harbi on numara mekanmış bodrum.

Bafa gölü kenarında yapılan kahvaltıyla kendimize geldik önce. İsal olmuş arıların sulu balı dışında herşey nefisti...

Ama hakkatten ayıp 300000 ''yazıyla üçyüzbin'' Euro'ya yazlık mı olur...

Denizden esen rüzgar arabanın bagajından uçurtmayı çıkarmamızı hızlandırdı, ve evet yine ''ip koptu''...

Süper zaman geçti... Az alkollü hafif dedikdulu dönüş yolu içimizi serinleten Germencik dondurmayla son buldu.
''Sevdiği insanlar tarafından sevilmek, bunu bilmek yaşamın en güzel birikimlerinden bence''.

Not: Söz verdik bikere seneye grup üye sayısı tek değil çift sayı olacak :)
Karacaoğlan derki... :))

19 Nisan 2009 Pazar

Neden İzmir... (Bu Bir Soru Değildir)!!!

Anlık gaza gelişler güzel oluyor bazen. Hani derler ya hava değişikliği aynen öyle oldu... Bikere ''uykusuz'' değil ''aç susuz'' kalsan bitmezdi o kuyruk, ne yapalım sağlık olsun... Yine aktif okuyucu, pasif katılımcı olmaya devam.
Denize yakın olmanın avantajını kullanması gerekiyo insanın, ruh sağlığı açısından. Baskısı olmayan büyük bir mahalle gibi İzmir Büyük ''Özgürlük'' Fermanı'nın fotokopisini çekip aslını bu şehre yollaması lazım İngilizlerin... İliklerine kadar nerde olduğunu, kim olduğunu hissetmek bu olsa gerek.
Bu arada harbiden büyük ''Fark var'':)
Kripto:Gazetelerin gazetesi Yeni Asır gazetesi...
Not:Detaysız yazıdır!

15 Nisan 2009 Çarşamba

Futbol

Pazar günü oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden sonra Chelsea-Liverpool maçı ilaç gibi geldi. Nasıl bi oyun, nasıl bi kondüsyon... Sen kalk deplasmanda 4 tane gol at turu geçeme:)...
Bi anda Lugano-Emre-Arda-Semih Yalova kaymakamı oldu... Çok yaşa Benayoun, çok yaşa Lampard...

18 Mart 2009 Çarşamba

Türüt Mürüt...

Sokakta,televizyonda kısacası heryerde malum seçim muhabbeti bu ara.Sıyırma noktasındayız. Okumakla,izlemekle,duymakla bitmeyecek seçim kapışmaları,siyasi dalavereler ve olabildiğine yalakalık... Her dönemin ekmeğini yeme gayretindeki Türüt'te piyasada doğal olarak.İ.Melih Gökçek'e seçim şarkısı yapmış. Milliyetçi söylemlerle sık sık gündeme gelen,ya sev ya terket muhabbetinin bi dönem reytinksel bayraktarlığını yapan zat yalanmak için daha kıyak bi kapı bulmuş kendine.Hadi bakalım Türüt durmak yok,yalanmaya devam...
''Şarkının ilk mısrası ise şöyle
-Seçim meçim var diye,düşünme kara kara...
Sen Türütsün büyük düşün hadi bakiim koçum hadi...Millet ne düşüncek demi a.q...

http://grebene.blogspot.com/ ara pas...

13 Mart 2009 Cuma

Yeşil Başlı Gövel Ördek

Yeşil başlı gövel ördek
Uçar gider göle karşı
Eğricesin tel tel etmiş
Döker gider yâre karşı
Telli turnam sökün gelir
İnci mercan yükün gelir
Elvan elvan kokun gelir
Yâr oturmuş yele karşı
Şahinim var bazlarım var
Tel alışkın sazlarım var
Yâre gizli sözlerim var
Diyemiyom ele karşı
Hani Karac'oğlan hani
Veren alır tatlı canı
Yakışmazsa öldür beni
Yeşil bağla ala karşı

10 Mart 2009 Salı

Evrilemeyesiceler...



''Kapağında Darwin'in 200. doğum yıldönümü olan derginin baskısı durduruldu.Kapak ve 15 sayfalık Darwin yazısı imha edildi,yerine küresel iklim değişikliği dosyası kondu.Dergi bu yüzden bir hafta geç çıktı...''

Şimdi derginin adı ne ''BİLİM'' ve TEKNİK, be güzel kardeşim nedir bu tam olarak ispatlanamamaış bir konu üzerinden bile birşeyleri ispatlama çabanız. Ha çok zor geliyosa bilim adına insanlara ışık tutmak diyanet bünyesinde dergi çıkar, ne bileyim 360 sayfalık takvimlerin arkasına mani yaz, yemek tarifi yaz,kız olursa evrim ,erkek olursa devrim:)) diye çocuklara konacak isim önerilerinde bulun... Olmadı alttaki karikatürü oku doğal seleksiyonun bi parçası ol...

9 Mart 2009 Pazartesi

Biz#5



İlk etapta...

4 Mart 2009 Çarşamba

Ne Oldum Delisi

Bir dönem feneri antipati cumhuriyeti haline getiren,dengesiz ve densiz yöneticilerin yaptığı açıklamalardı(bkz:Aziz Yıldırım,Mahmut Uslu,Bi de neydi kel olan Murat Özdemir miydi...) Olur olmaz konuşan her bi duruma yorum yapan adamı pek kaldırmıyo futbol camiası... Ha Mourinho dayımız ayrı. Bülent paşa fenerden 4 yedikten sonra "Evet biz 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. Belki 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz” şeklinde bi açıklama yapmış... Hem GS'ye hem BJK'ye sallamış aklınca... Hazımsızlık çektiği her halinden belli... Alıcaksın bunu bi gece yatağından, Florya'da kapatacaksın Nonda'nın odasına üşenmeden çağıracaksın bi de Anelka ile Appiah'ı (Burdan Nuri kardeşime selam ederim) bakalım o zaman 6 mı yiyo 8 mi... Yoksa çıkarmadan 5'e razımı geliyo...